23 Ağustos 2010 Pazartesi

Milano - 09.07/10.07










Malpensa Havaalanı’na indim sabah 11.00 sularında. Münich aktarmamda Avrupa Birliği’ne girişim gerçekleştiğinden tekrar pasaport kontrolüne uğramadım. Kapıdaki asker “prego” diyerek beni kapıdan davet etti ve kalbim küt küt atarak İtalya’ya ayak bastım. İlk işim bir sigara yakıp heyecanımı bastırmaya çalışmak oldu. Baktım ki insanlar gayet güler yüzlü, hiç yabancılık hissetmedim. Shuttle alıp şehir merkezine doğru yola çıktım. Shuttle’dan indiğimde Duomo Meydanı’na yürümem gerektiğini öğrendim. Yakın sanıyordum ama yanılmışım. Sırtımda on beş kilogramlık bir çanta ile yürümeye başladım. Hava haddinden fazla sıcaktı. Beni meydanda bekleyen arkadaşımla telefonda görüştüm, beni beklediğini söyledi. Halk İngilizceden çok uzaklarda, neyse ki doğru yolu tutturduğumda otobüslerin o tarafa gittiğini öğrendim. Bir otobüs durağında beklemeye karar verdim. Yarım saat kadar ayakta dikildim fakat otobüs bir türlü gelmedi, sonradan öğrendiğime göre o gün ulaşım grevi varmış! En sonunda meydanı buldum zira artık omzumun acısından ağlamak üzereydim! Yere attım kendimi ve içecek bir şeyler alarak kendimi rahatlatmaya çalıştım. Bir turist bürosuna uğrayıp hotelimin nerede olduğunu öğrendim. İlk önce çantamı bıraktım, üstümü başımı değiştirip tekrar attım kendimi sokağa. Milano son derece pahallı ve sıkıcı bir şehir. Saat 20.00 olduğunda metro olmak üzere neredeyse her yer kapanıyor! Como Gölü deseniz merkeze neredeyse bir saat kadar uzakta. Velhasıl ilk günümü “her şehir böyle değildir umarım” diye iç geçirerek atlattım. Hotele geri döndüğümde saat 21.00 olmuştu, eşyalarımla ilgilendim, yazılarımı düzenledim, biraz müzik dinledim, tekrar dışarı çıkmayı çok istedim ancak gece hayatı diye bir şey olmadığını öğrenince vazgeçtim. Güzel bir uyku armağan ettim kendime o gece, ertesi gün Venedik’e yolculuk vardı..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder