23 Ağustos 2010 Pazartesi

Paris - 12.07/16.07














Yolculuk hayli sıkıntılı geçti. Milano’dan Paris’e hızlı trenle geçecektim ancak Milano Centrale’de trenin iptal edildiğini gördüm. Ve görevliler tek kelime İngilizce bilmediklerinden anlaşması güç oldu. En sonunda aydınlandım, bizi İtalya sınırına yakın bir Fransız kasabasına otobüsle götüreceklerini, oradan da bineceğimiz bir trenle Paris’e ulaşacağımızı öğrendim. Otobüs seyahati oldukça uzun sürdü. Akşam saat 19.00 civarında Modane’deydik. Ve tren on dakika sonra istasyondan kalktı. Beş saatlik çok hızlı bir yolculuğun ardından Gare de Lyon’daydım. Paris benim için her zaman çok büyüleyici bir şehirdi. Hayallerimden biriydi buraya gelmek. Ancak tuhaftır ki indiğimde yüreğim hoplamadı. Yorgunluktan olsa gerek deyip pek aldırmadım. Beni bekleyen arkadaşıma telefon ettim, hangi metroya bineceğime dair beni yönlendirdi. Trenin kalkmasına yaklaşık olarak on dakika vardı ve bu son seferdi. Biletlerin nerede satıldığını göremeyince, bir an evvel yetişebilmek için bir kalpazanlık yapıp önümdekinin ardından gişeden geçtim ama ne yazık ki yakalandım. Polisler turist olduğumu ve İngilizce konuştuğumu anladıkları halde son derece kibirli davrandılar. 50€ ceza ödedim. Çok parlak bir deneyim olmadı ama aldırmadım. Sonradan çok güldüm kendime, çünkü İstanbul’da bile böyle şeyler yapmaktan çekinirim.. Neyse tek parça halinde arkadaşımın yaşadığı banliyöye gittim. Şehir merkezinden on beş dakika uzaklıkta, bir apartman dairesine dört gün kalmak üzere yerleştim. Paris 1’den 18’e kadar numaralandırılmış bölgelerden oluşmuş ve halka halka büyümüş. Gerçekten çok karışık bir şehir planı ve ondan da karışık bir metro hattı var. Defalarca kayboldum ve yolumu tekrar buldum. İnsanları bahsedildiği kadar var mı bilmem ama hatırı sayılır derecede soğuklar.. Şu meşhur Eifel Kulesi’ni ve Chambs-Elysee’yi de gördüm ama ne yalan söyleyeyim, Eifel Kulesi’nden hiç mi hiç hoşlanmadım. Paris’in merkezi çok daha güzel geldi. Gece hayatı da olabildiğince hareketliydi. Paris’te en beğendiğim ikinci yer Louvre Müzesi idi. Muazzam büyüklükte ve gezilesi.. Dört gün nasıl geçti anlamadım, Paris gidilip görülesi bunu inkar edemem ama asla yaşanılası diyemem, hayalleri yıkılmış bir çocuk gibiydim.. Neyse, bir sonraki durağım Amsterdam’dı..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder