23 Ağustos 2010 Pazartesi

Amsterdam - 16.07/19.07











Ah Amsterdam! Tam bir genç şehri! Yolda Fransa’nın kuzeyindeki Lille’de aktarma yaparken orayı da turlama fırsatı buldum. İsmi çok sevimli geldiğinden kaçırmak istemedim ama görülecek bir tarafı yok, alelade bir yer. Amsterdam’a ulaştığımda saat 18.00’di. Orada yaşayan kuzenim beni tren istasyonundan aldı. Önce bir şeyler yedik ve başladık turlamaya. Red Light’ı gördüm elbette! Coffee Shop’lar, fahişeler, barlar.. Öyle renkli bir yer ki! Çok büyük olmadığı bir gerçek, kanal şehre ferahlık katıyor. Neredeyse herkes İngilizce biliyor, en azından Flemenkçe’nin zor bir dil olduğunu kabullenmişler. Üstelik özgürlüklerinden ötürü çokça turist alan bir yer olduğundan global bir dil kullanmaları kaçınılmaz oluyor. Özellikle haftasonları göz alabildiğine bir kalabalık söz konusu. Her meydanda gösteriler oluyor. Fahişelerin vitrinlerde sergilenmesi elbette tuhafıma gitti ama onlar hayatlarından gayet memnun görünüyorlar, zira haklarını en doğru şekilde alan fuhuş çalışanları onlar olsa gerek. Canlı porno oynatılan bir tiyatroları var, sonsuzluğa uzanan bir kuyruk vardı önünde ne zaman geçsem. Dünya’nın en mutlu çocuklarının Hollanda’da yetiştiğini öğrendim. Eğitim sistemlerinin bir getirisi olduğunu iddia ediyorlar. Ulaşım metro ve kişisel arabalarla sağlanıyor elbet ama genellikle tercih edilen araç bisiklet. Bisiklet parkları cehennem gibi kalabalık, ve bisiklet kullanırken çok fütursuzlar. Yayalara saygı gösterme zorunluluğu hissetmiyorlar, önüne atlarsan pek acımıyorlar kısacası. Öğrenciler çok uygun imkanlarda çalışıp, kendilerini bir ay boyunca geçindirecek paralar kazanıyorlar.  Bit Pazarı’nı ziyaret ettim, fiyatlar çok uygundu, değişik şeyler bulmanız mümkün. Buradan sonraki istasyon Almanya, oraya giderken ayaklarım geri geri adım attı. Ancak dayıma, onu ziyaret edeceğime dair söz vermiştim..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder